1 Ağustos 2011 Pazartesi

SONSUZ MUTLULUK MU?


Hayatta en fazla neyi istersiniz? Güzel bir ev, gösterişli elbiseler, zenginlik, bolluk, ihtişam… Peki size, dilediğiniz her şeyin anında ve sonsuza kadar sağlanacağı bir mekanın varlığı haber verilse, bunu nasıl karşılardınız? Elbette, büyük bir heyecana kapılır ve hemen bu kusursuz mekanı görmek isterdiniz. Böyle bir mekanda yaşamaya kuşkusuz hiçbir insanın, hiçbir şekilde itirazı olmazdı.

Şimdi bir düşünün. Şimdiye kadar size, güzelliklerin ayaklarınızın altına serileceği, sayısız nimet ve bollukla karşılaşacağınız bir mekanın varlığından hiç bahsedilmedi mi? Kuşkusuz ki bahsedildi. Aslında size ve sizin gibi tüm insanlara tüm istediklerini hazır bulacakları bir yaşamın, “cennet yaşamının” varlığı mutlaka haber verilmiştir. Yeryüzündeki her insan, ölümünden sonraki yaşamında sonsuz bir cennetin var olduğu bilgisine sahiptir. Cennete girmeye layık görülen her insan, nefsinin istediği her şeyi hazır bulacağı, mükafat ve nimetlerle karşılanacağı, sonsuza kadar güzellikle muhatap olacağı eşsiz bir mekanda yaşayacaktır. Dünyada yaşadığı sınırlı süre ise, bu güzelliklere kavuşabilmesi için kendisine verilmiş bir fırsattır. Allah, dünya hayatındaki imtihanın gereklerini yerine getiren kullarına, bu güzel yurdu vaat etmiştir:

CENNET EHLİNİN DÜNYADAKİ MUTLU YAŞAMI

Kuran'da iman edenler sonsuz bir ecir, sonsuz bir mükafat, sonsuz bir mutlulukla müjdelenmiştir. Ancak çoğunlukla dikkatlerden kaçan önemli bir nokta vardır. O da, sonsuz zaman içinde, sonsuz güzelliklere uzanan bu müjdenin, mümin daha dünyadayken yaşanmaya başlamasıdır. Çünkü mümin ahirette cennetle müjdelendiği gibi, bu dünyada da Allah'ın lütuf ve ikramıyla nimetlendirilmektedir. Kuran'da, salih amellerde bulunan müminlerin bu dünyada da güzel bir hayatla yaşatılacakları şöyle haber verilir:

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97) Ayette haber verilen bu müjdenin, başta peygamberler olmak üzere salih müminler üzerinde gerçekleştiğini pek çok Kuran ayetinden öğrenmekteyiz. Örneğin, Kuran'da cennetin en yüksek dereceleri, en üstün makamlarıyla müjdelenen Peygamberimiz (sav)'i dünya hayatında Allah'ın zengin kıldığı, "bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?" (Duha Suresi, 8)

ALLAH’IN FIRKASI

 Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 22)


Allah'ın cennetini vaat ettiği ve müjdelediği müminlerin belli başlı vasıfları ayetlerde şöyle belirtilmiştir:

İman edip, salih amellerde bulunurlar. (Bakara Suresi, 25) 

Allah'tan korkup sakınırlar. (Al-i İmran Suresi, 15)

Bollukta da darlıkta da infak ederler. (Al-i İmran Suresi, 134)

Öfkelerini yenerler. (Al-i İmran Suresi, 134)

İnsanlardaki haklarından bağışlama ile vaz geçerler. (Al-i İmran Suresi, 134)

ALLAH’IN İNANANLARA VAADİ

Mümin olarak huzuruna gelecekler için Allah içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetleri vaat etmiştir. Allah'ın vaadi ise şüphesiz ki gerçekleşmesi kuşku götürmeyen, en kesin sözdür. Böylece kesin bir bilgiyle inananlar, bu vaadin gerçekleşeceğinden asla kuşkuya kapılmaz ve mümin olarak canlarını teslim ettikleri takdirde günahlarının bağışlanarak cennete kabul edileceklerini umarlar. Bir ayette şöyle buyrulur:Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vaadetmiştir. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir. (Meryem Suresi, 61)


Allah'ın kendilerine cenneti vaat etmiş olması, müminleri tarifsiz bir sevinç ve coşkuya sürükler. Onlar, Allah'ın salih kulları için cenneti istediğini ve onları buraya mirasçı kıldığını bilmektedirler. Allah'ın kullarına cenneti vaat etmesiyle ilgili bir başka ayet şöyledir:

Şimdi kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir? (Kasas Suresi, 61)

CENNET ALLAH’IN ADALETİNİN TECELLİSİDİR

Sonsuz kudret ve hakimiyet sahibi olan Rabbimiz bir ayetinde, "O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..."(Mülk Suresi, 2) buyurarak insanın yaratılışındaki amacı bildirmiştir. Başka bir ayetinde de Yüce Allah bu amacın bilincinde olmayan, boş ve amaçsız bir hayat yaşama gayesinde olan insanları, "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 115) şeklinde sorguladığını haber vermiştir. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca Kuran'a uymakla, her düşüncesinde ve tavrında Allah'ın rızasını aramakla, vicdanını kullanmakla, güzel ahlakı yaşamakla ve salih amellerde bulunmakla sorumludur. 


Bu açık gerçeğe rağmen kimi insanlar kendilerine bu gerçeğin dışında dünyevi birtakım amaçlar edinirler. Oysa insanın yaptığı herşey, söylediği her söz, hatta aklından geçen tüm düşünceler, ahirette karşısına çıkmak üzere amel defterine yazılmaktadır. Allah'ın Kuran'da, "... Yaptıklarınızdan muhakkak sorumlu tutulacaksınız" (Nahl Suresi, 93) ve "Yapmakta oldukları dolayısıyla her biri için dereceler vardır..." (Enam Suresi, 132) ayetleriyle bildirdiği gibi, insanlar her yaptıklarının karşılığını mutlaka ahirette alacaklardır. Bu gerçek bir hadiste şöyle haber verilmiştir: 

CENNETTEKİ GÜZELLİKLER

Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir. (Rad Suresi, 35)
Doğal güzellikler ve yeşillikler cennetin mükemmel nimetlerindendir. Köşklerin ve gölgeliklerin bahçelerin içinde, pınarların yanıbaşında kurulmuş olması da ayrı bir güzelliktir.
Cennet, “… ne (yakıcı) bir güneş, ve ne de dondurucu bir soğuk…” (İnsan Suresi, 13) şeklinde tarif edilen, insana hiçbir rahatsızlık vermeyen, hoş bir iklime sahiptir. İnsanı bunaltan, terleten sıcaklar ya da titreten, donduran soğuklar orada yoktur. Allah müminleri cennette, “… ne sıcak-ne soğuk, tam kararında bir gölgeliğe…” sokacaktır. (Nisa Suresi, 57) “Tam kararında” ifadesi, bu ayette iklimin tam insanın isteyeceği ve rahat edeceği gibi olduğunu bildirmekle beraber, aslında cennetteki bütün ortam ve şartların, insan ruhunun gerçek anlamda doyum sağlayacağı, rahat edeceği biçimde hazırlandığına işaret etmektedir. Cennetteki her şey ve her durum müminin “tam istediği” gibi olacaktır. 

CENNET HAKKINDA BAZI BATIL DÜŞÜNCELER

Cenneti tarif ve tasvir eden ayetlerin tümü 14 yüzyıl önce olduğu gibi bugün de, okuyan kişide aynı ihtişam, kalite, güzellik, zenginlik, bolluk, huzur ve refah duygularını uyandırır. Cennet hakkında bahsedilen değerlerin tümü her dönemde her sınıftan insan tarafından makbul görülen ve elde edilmek istenen değerlerdir. Örneğin, Kuran'da cennette olduğu bildirilen altın, gümüş ve diğer çeşitli mücevherler yalnızca Kuran indirildiği dönemde değil, bugün de aynı derecede, hatta daha fazla revaçta olan maddelerdir. 


Kuran'da bahsi geçen bir diğer cennet eşyası da "ipek"tir. Bugün gerek giyimde gerekse diğer dekoratif kullanım alanlarında "ipek" son derece kaliteli ve değerli bir kumaş cinsi olarak tercih edilir. İpek aynı zamanda bir zenginlik ve ihtişam sembolüdür. Kuran'daki cennet tasvirlerinde bahsi geçen bu tür kıymetli eşyaların tümü günümüzde, belki de Kuran'ın indirildiği 1400 sene öncesine göre çok daha değerli ve paha biçilmez bir konuma gelmişlerdir. 

AYETLERLE CENNET MEKANLARI VE NİMETLERİ


MÜMİNLERE CENNETTE VERİLEN NİMETLER
Allah İnananları Yaptıklarına Karşılık Olmak Üzere Cennetine Sokacaktır

Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi 23-24)

İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. Orada ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir. (Furkan Suresi 75,76)

AYETLERLE CEHENNEM MEKANLARI VE AZAPLARI



Cehennemdekiler Korkunç Bir Görünüm Alacaklardır
Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız. (Kalem Suresi, 16) Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür. (Mearic Suresi, 44) O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir. (Kıyamet Suresi, 24)İnkarcılar İçin Demir Kamçılar VardırBundan dolayı, Rabbin, onların üzerine bir azap kamçısı çarpıverdi. (Fecr Suresi, 13) Onlar için demirden kamçılar vardır. (Hac Suresi, 21)  Vücutları Ateşte DağlanacaktırBunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek). (Tevbe Suresi, 35) Bukağılara Vurulacaklardır O gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün. (İbrahim Suresi, 49) Çünkü Bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır. (Müzemmil Suresi, 12) Zincirlere ve Demir Halkalara Vurulacaklardır

CEHENNEM HAKKINDA BAZI BATIL DÜŞÜNCELER

Ölümden sonra Allah'a verecekleri hesabın ve ahiret hayatının şuurunda olmayan ya da bu gerçekler hakkında düşünmek ve çaba harcamak istemeyen insanların kalpleri, Kuran'da bildirildiği gibi ‘tutkuyla oyalanmada'dır. Kimi işinde yükselmeyi, kimi "mutlu bir yuva" kurmayı, çok para kazanmayı ya da boş bir ideolojiyi savunmayı hayatının amacı haline getirmiştir. Oysa kariyer ve aile sahibi olmak, para kazanmak gibi amaçlar sadece Allah'a yakınlaşmak, O'na şükretmek, nefsini temizleyip arındırmak ve sonsuz ahiret hayatında kurtuluşa erebilmek için birer araçtır; hiçbiri hayatın tek amacı değildir. 


İnsanların büyük bir çoğunluğu ise, önlerindeki bu büyük tehlikenin farkında değildir. Bu konu açılsa bile sonsuza kadar sürecek azap dolu cehenneme karşı pek fazla duyarlı olmadıkları kullandıkları üsluptan da anlaşılmaktadır. Bu tür insanların oluşturduğu bir toplumda, hemen herkes anlamını tam olarak kavramadan cehennem sözcüğünü sık sık telaffuz eder. Bu kelime kimi zaman saygıya uygun olmayan esprilere dahi konu olabilmektedir. Tüm bunlar, bu kelimenin anlamı üzerinde samimi olarak düşünülmediğini göstermektedir. Bu ise bir insanın sonsuz ahiret yaşamıyla ilgili olarak yapabileceği büyük bir hatadır.

CEHENNEMDEKİ AZAP ORTAMI


Cehennem, Allah'ın "Kahhar" (Kahredici), "Cebbar" (istediğini zorla yaptıran), "Muntakim" (intikam alıcı) gibi isimlerinin sonsuza dek tecelli edeceği yerdir. İnkarcı insana her yönden acı vermek için özel bir yaratılışla yaratılmıştır. Kuran ayetlerinde cehennem, yaşayan bir canlı gibi tasvir edilir. Bu canlı, inkarcılara karşı öfke, nefret, hınç ve istekle doludur. Yaratıldığı günden beri, Yaratıcımızı inkar eden inkarcılardan intikam almayı beklemektedir. Cehennem, ayetlerde bildirildiğine göre, "insana delicesine susamıştır". (Müddessir Suresi, 29) Dini yalanlayanları gördüğünde öfkesinin şiddetinden parçalanacak gibi olur. Bu ateşin yaratılışının bir amacı vardır; kahredici bir azap vermek. O da görevini yapacak, acıların en büyüğünü verecektir.

CEHENNEM ALLAH’IN ADALETİNİN TECELLİSİDİR


Pek çok insan, ahiretin varlığını kabul ettikleri halde cehennemin nasıl bir yer olduğunu düşünmek istemezler. Çünkü insan orada görülecek olan şiddetli azabı düşündüğü zaman, korkup sakınması ve hayatını Allah'ın emirlerine göre düzenlemesi gerektiğini bilir, aksini uyguladığında ise vicdanı rahatsız olur. Bu vicdan azabından kurtulmak için cehennemin varlığını göz ardı eder. İşte bundan dolayı söz konusu kişiler "cehennemde sonsuza kadar kalınacağını sanmıyorum", "Allah’ın kullarını bu kadar şiddetli cezalandıracağına inanmıyorum" gibi yalanlar söyler, söyledikleri yalana delil olarak da Allah’ın sonsuz merhametli olmasını kullanmaya kalkarlar. Oysa bu insanlar çok iyi bildikleri bir gerçeği anlamazlıktan gelmektedirler.

ALLAH’IN İNKARCILARA VAADİ


İnkar edenlerin içinde sonsuza kadar kalacakları yer, insan bedeni ve ruhuna acı tattırmak için özel olarak yaratılmış olan cehennemdir. 


Çünkü inkar edenler suçludurlar ve işledikleri suç, olabilecek en büyük suçtur. İnsanın kendini yaratan, can veren Allah'a isyan ve nankörlük etmesi, tüm evrendeki en büyük suçtur. Cehennem bu suça karşılık Allah'ın bu adaletinin yerine getirileceği mekandır. İnsan Allah'a kul olsun diye yaratılmıştır. Yaratılış amacını reddederse, karşılığını görür. Allah, bir ayette şöyle buyurmaktadır:... Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; Cehennem'e boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mü'min Suresi, 60)

ŞEYTANIN FIRKASI


Dünyadayken dürüstlüğü, samimiyeti yaşamayan, tevazuyu, teslimiyeti bilmeyen, dik başlılığı, isyanı ve ikiyüzlülüğü kendilerine ilke edinen insanlar, ahirette bu ahlaklarına uygun bir karşılık alırlar. Allah, cenneti tüm kötülüklerden, eksikliklerden arındırmıştır. Cennetine kabul ettiği kimseler de dünya hayatında nefislerindeki tüm kötülükleri temizleyip arındırmaya çalışmış insanlardır. Ruhunda hala kötülükleri barındıran bir insanın cennetteki bu ortama kabul edilemeyeceği açıktır. Çünkü dünya hayatında kötülüklerini muhafaza eden bir insan, ölüm ile birlikte bir anda bu özellikleri kazanmaz; güzel ahlakı yaşamayan, sevmeyi, sevilmeyi, güzelliklerden zevk almayı bilmeyen bir kişi, ahirette birdenbire bunlardan zevk alan bir insan haline gelmez. Dünya hayatı onun için bir eğitim yeridir; burada nefsine bu özellikleri kazandırdığı takdirde ahirette de bu özelliklere sahip olabilecektir. Aksinde, dünyadaki ahlakının bir karşılığı olarak ahirette de aynı sıkıntıları, azapları ve mutsuzlukları yaşamaya devam edecektir. 


Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.  Mücadele Suresi,19

CEHENNEM EHLİNİN DÜNYADAKİ MUTSUZ YAŞAMI


İnsanların büyük çoğunluğu arasında yaygın olarak yaşanan bir hayat şekli vardır. Bu hayat şekli, din ahlakının olmadığı yerde hayat bulan 'şeytanın sistemi'dir. Bu sistemin temeli samimiyetsizliğe dayalıdır. Bu samimiyetsizlik insanların hayatlarına öyle derinlemesine işlemiştir ki, dışarıdan en samimi görünen kişiler ya da en içten sanılan tavırlar bile aslında son derece samimiyetsiz niyetlere dayalı olabilmektedir. Nitekim bu insanlar, her ne kadar adını koyamasalar da, kendileri de yaşadıkları bu sistemdeki yanlışlığın farkındadırlar. Her fırsatta bir türlü gerçek dostluğu, gerçek sevgiyi yaşayamadıklarından, gerçek anlamda güvenebilecek kimseleri olmadığından, insanların ikiyüzlülüğünden yakınırlar. Ne var ki kendileri de çevrelerindeki insanlara aynı ahlakı göstermekte bir sakınca görmezler. Bu sistemde, her insan, yaptıklarının zararını yine kendisi görür. Bu insanlar her yolu denedikleri halde bir türlü gerçek iç neşesini, huzur ve mutluluğu yaşayamaz ve bunu da 'hayatın bir gerçeği' olarak kabullenirler. Yani onlara göre, hayat zaten gerçek mutluluğun ve huzurun daimi olarak bulunabildiği bir yer değildir. 

31 Temmuz 2011 Pazar

SONSUZ MUTSUZLUK MU?


Yüce Allah; insanları yaratmış, onlara Kendi dinini tebliğ eden mübarek elçiler ve Hak kitaplar göndermiştir. İnsanlar bu vesileyle her devirde, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Yüce Rabbimiz'in varlığına ve birliğine iman etmeye çağrılmaktadırlar. 


Dünya üzerindeki herkes, her an Allah'ın koruyuculuğuna, rahmetine muhtaçtır. Aciz olarak yaratılan insan; soluk alıp vermesinden ayakta durmasına, beslenmesinden konuşmasına kadar her an ihtiyaç içindedir. Ayrıca Yüce Allah'ın "Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle bildirdiği üzere, insan yalnızca Allah'a kul olması için yaratılmıştır. Yaratılış amacını kabul etmediğinde ise, bunun karşılığını ahirette görecektir. Yüce Rabbimiz'in şanını gerektiği gibi tanıyıp takdir etmeyip böbürlenenlerin göreceği karşılık, cehennemde yaşanacak sonsuz bir azaptır. Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır: ... Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60) Ayette bildirilen bu açık gerçeğe karşın, insanların çok büyük bir bölümü bir tür oyalanma içindedirler. Kendilerini dünya hayatının aldatıcı süslerine ve sözde önemli uğraşılarına kaptırarak, ahiret hayatları için çaba harcamak yerine zaman kaybetmeyi tercih ederler. Sürekli düşünmeleri ve önem vermeleri gereken tek konu bu olmalıyken; önemsiz bir konu için aylarca, yıllarca hiç durmadan çalışabilirler. Kuran'da, gaflet halindeki bu çoğunluk şöyle bildirilmektedir: İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır... (Enbiya Suresi, 1-3)